
Savunma Teknolojilerinden Sürdürülebilirliğe: Savunma Sanayinde Yeni Rekabet Alanı
Avrupa Yeşil Anlaşması, yalnızca rüzgâr türbinleri ve elektrikli araçlardan ibaret değildir. Temelinde, şirketlerin çalışma biçimlerini, finansmana erişim yöntemlerini ve risk yönetimi yaklaşımlarını yeniden tanımlayan bir dönüşüm süreci yer almaktadır. AB’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD / CS3D), bu dönüşümün en güçlü düzenleyici araçlarından biri olarak öne çıkmakta; insan hakları ve çevresel durum tespitini, AB ekonomisiyle bağlantılı büyük şirketler için “iyi niyetli bir tercih” olmaktan çıkarıp yasal bir yükümlülüğe dönüştürmektedir.
Bu çerçevede, Türkiye’nin hızla büyüyen savunma sanayisi gibi AB dışı tedarikçiler açısından kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Tanklar, insansız hava araçları ve füze sistemleri, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterleri ile sürdürülebilir finans ilkeleriyle nasıl uyumlu hale getirilebilir?
Avrupa Komisyonu, 2025 yılında yayımladığı “savunma sektörüne sürdürülebilir finansman çerçevesi ve CSDDD’nin uygulanmasına ilişkin Bildirim” ile bu soruya sistematik bir yanıt üretmeye çalışmıştır. Söz konusu Bildirim, CSDDD’nin nihai metniyle birlikte, Yeşil Anlaşma mantığının “sert güç” gerçekleriyle nasıl kesiştiğini anlamak açısından temel referans niteliği taşımaktadır.
CSDDD’nin Getirdiği Beklentiler ve Şirketlere Etkisi
CSDDD, büyük ölçekli şirketlere faaliyet zincirleri boyunca risk temelli insan hakları ve çevresel durum tespiti yapma yükümlülüğü getirmektedir. “Faaliyet zinciri” kavramı, şirketin kendi operasyonlarını, bağlı ortaklıklarını ve değer zincirinin hem yukarı akış hem de belirli aşağı akış bölümlerini kapsamaktadır.
Direktifin ana unsurları özetle şöyledir:
- İnsan hakları ve çevre üzerinde ortaya çıkan veya ortaya çıkma riski bulunan olumsuz etkilerin tanımlanması, önlenmesi, azaltılması ve gerekli durumlarda sona erdirilmesi,
- Bu durum tespiti süreçlerinin şirket politikalarına, yönetişim yapısına ve risk yönetimi sistemlerine entegre edilmesi,
- Etkilenen paydaşlar için şikâyet ve başvuru mekanizmalarının kurulması ve gerekli hâllerde çözüm süreçlerine erişim sağlanması,
- Tüm değer zincirini eşit yoğunlukta denetlemek yerine, en ciddi ve en olası etkilerin önceliklendirildiği risk temelli bir yaklaşımın benimsenmesi.
Direktif, sınır ötesi etkiye sahiptir. Yalnızca belirli büyüklük eşiklerini aşan AB merkezli şirketlere değil, AB’de belirli bir ciroyu aşan AB dışı şirketlere de uygulanmaktadır. Bu nedenle, bir Türk savunma şirketi doğrudan CSDDD kapsamına girmese bile, AB’deki ana yükleniciler ve müşteriler aracılığıyla sözleşmesel hükümler (tedarikçi davranış kuralları, denetim hakları, durum tespiti eksikliği hâlinde fesih maddeleri vb.) üzerinden dolaylı şekilde bu düzenlemeden etkilenecektir.
Özel Bir Alan: CSDDD ve AB Sürdürülebilir Finans Kuralları Kapsamında Savunma Sektörü
Savunma sektörü, tarihsel olarak ESG açısından en tartışmalı alanlardan biri olmuştur. Silah ve savunma sistemleri, pek çok yatırımcı tarafından “tartışmalı faaliyet” olarak sınıflandırılmış ve çoğu zaman sürdürülebilir fonlardan bütünüyle dışlanmıştır. Diğer yandan, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ve artan jeopolitik gerilimler, Avrupa’da yeniden silahlanma ve savunma kapasitesini güçlendirme yönünde güçlü bir siyasi irade yaratmıştır.
Bu ikili dinamik, Avrupa Komisyonu’nun savunma sektörüne sürdürülebilir finans çerçevesinin ve CSDDD’nin uygulanmasına ilişkin özel bir Bildirim[1] yayımlama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bildirimdeki bazı temel noktalar şöyle özetlenebilir:
- AB sürdürülebilir finans düzenlemelerinin (Taksonomi, SFDR gibi) savunma yatırımlarıyla kategorik olarak çelişmediği, ancak uluslararası insancıl hukuk, insan hakları ve “önemli zarar vermeme” ilkelerine uyum şartıyla savunma faaliyetlerine alan açılabileceği vurgulanmaktadır.
- Amaç, savunma sektörünü finansmana erişimden tamamen dışlamak değil; hangi silah türlerinin, hangi son kullanımların ve hangi müşterilerin sürdürülebilir finans ürünleriyle bağdaşmayacağını belirleyen çerçeveler oluşturmaktır.
- Bildirim, CSDDD kapsamındaki durum tespiti yükümlülüklerinin savunma bağlamında nasıl yorumlanacağına açıklık getirerek özellikle son kullanım riskleri, çatışma bölgelerinde faaliyet ve silahların üçüncü taraflara yönlendirilme (diversion) riski gibi alanlara özel vurgu yapmaktadır.
Öte yandan, sivil toplum kuruluşları ve araştırma kurumları tarafından yapılan değerlendirmelerde, CSDDD’nin nihai metninde ilk taslaklara kıyasla savunma ve silah sektörüne yönelik bazı istisna ve belirsizliklerin bulunduğu; bunun, kimi silaha ilişkin faaliyette zorunlu durum tespitinin kapsamını daraltabileceği ifade edilmektedir. Ancak bu durum, baskının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Aksine, baskının bir kısmı ulusal uygulama, ihracat kontrol rejimleri ve yatırımcı beklentileri üzerinden kendini gösterecektir.
Savunma Sektörü İçin ESG Beklentileri ve Finansmana Erişim Dinamikleri
Finans ve ESG perspektifinden bakıldığında ortaya çıkan çerçeve üç ana unsurdan oluşmaktadır:
- CSDDD, değer zinciri genelinde insan hakları ve çevresel etkiler için asgari durum tespiti standartlarını tanımlamaktadır.
- AB sürdürülebilir finans çerçevesi (Taksonomi, SFDR, referans endeksler vb.), bir yatırımın ne zaman “sürdürülebilir” olarak adlandırılabileceğini ve yatırımcıların hangi bilgileri açıklamakla yükümlü olduğunu belirlemektedir.
- Savunma sektörüne yönelik rehber dokümanlar, savunma faaliyetlerinin kategorik olarak dışlanmadığını, fakat güçlü koruyucu tedbirler ve sınırlar gerektirdiğini ortaya koymaktadır.
Savunma şirketleri ve tedarikçileri açısından bu çerçeve, somut ve ölçülebilir ESG beklentilerine dönüşmektedir:
İnsan hakları ve uluslararası çatışma hukuku alanında sağlam durum tespiti
- Ürün ve hizmetlerin son kullanıcı ve son kullanım risklerine ilişkin sistematik değerlendirmeler,
- Yüksek riskli coğrafyalar ve müşteriler için güçlendirilmiş inceleme süreçleri,
- Sözleşmeye dayalı koruma mekanizmaları ve kötüye kullanım tespit edildiğinde devreye giren müdahale süreçleri.
Çevresel performans ve yaşam döngüsü yaklaşımı
- Tehlikeli maddelerin yönetimi, üretim süreçlerindeki emisyonlar, atıkların yönetimi ve ürünlerin kullanım ömrü sonrasına ilişkin düzenlemeler,
- Savunma faaliyetlerinin, AB’nin uzun vadeli iklim hedefleri ve şirket bazlı geçiş planları ile uyumlu hale getirilmesi.
Tedarik zincirinde izlenebilirlik ve şeffaflık
- Tedarik zincirindeki kritik girdilerin kökenine, üretim koşullarına ve tedarikçilerin performansına ilişkin daha yüksek şeffaflık beklentisi,
- Yatırımcılar ve kredi kuruluşları nezdinde, tedarik zinciri risklerinin yönetildiğini gösterebilecek kurumsal raporlama ve belgeleme pratikleri.
CSDDD ve sürdürülebilir finans düzenlemeleri birlikte ele alındığında, savunma sektörü için ESG gerekliliklerinin yeni bir rekabet unsuru hâline geldiği söylenebilir. Güçlü bir insan hakları ve çevre durum tespiti sistemi kurabilen şirketler, kredi olanaklarına, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçlarına ve belirli ESG etiketli fonlara daha kolay erişebilecek; bu alanda zayıf kalanlar ise giderek daralan bir “ESG dışı” finansman havuzuna sıkışma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Türkiye’nin Savunma Sektörü Açısından Değerlendirmeler
Türkiye’nin savunma sanayisi, son yirmi yılda ithalata bağımlı yapıdan, önemli bir küresel ihracatçı konumuna evrilmiştir. Resmi verilere göre, 2023 yılında savunma ihracatı yaklaşık 5,5 milyar ABD dolarına ulaşmış; 185 ülkeye çok sayıda ürün ve platform ihraç edilmiştir. Uluslararası veri tabanları, Türkiye’nin küresel savunma ihracatındaki payının, 2015–2019 döneminde yaklaşık %0,8 seviyesinden 2020–2024 döneminde %1,7 seviyesine yükseldiğini göstermektedir.
Avrupa pazarı bu hikâyede giderek daha kritik bir rol oynamaktadır. Avrupa’ya yapılan savunma ihracatının kısa süre içinde yaklaşık üç katına çıkarak 2023 itibarıyla 1,2 milyar ABD dolarına ulaştığı, bunun da Türkiye’nin toplam savunma ihracatının yaklaşık %22’sini oluşturduğu ifade edilmektedir. Bu eğilim, özellikle insansız hava araçları başta olmak üzere Türk savunma platformlarının Avrupa güvenlik mimarisi ve NATO içinde artan operasyonel ve siyasi önemine paralel seyretmektedir.
Bu tablo, fırsatlarla birlikte yeni riskleri de beraberinde getirmektedir. Türk savunma şirketleri, CSDDD kapsamına giren büyük Avrupa savunma sanayii şirketlerinin değer zincirlerinde kritik tedarikçiler hâline gelebilir. Bu durumda, söz konusu Avrupa şirketlerinin, AB dışındaki tedarikçilerini de kapsayan güçlü bir durum tespiti sistemine sahip olduklarını göstermeleri gerekecektir. Avrupa’daki kamu alıcıları (savunma bakanlıkları, devlet kurumları, kamu şirketleri), savunma tedariklerinin AB’nin insan hakları ve çevre taahhütleriyle çelişmediğini göstermek konusunda artan bir siyasi ve toplumsal baskı altında olacaktır.
Bu çerçevede, Türkiye’nin savunma sektörü için üç stratejik sonuç öne çıkmaktadır:
“İhracat Uyumu”ndan Tam Kapsamlı HREDD-Human Rights and Environmental Due Diligence Yaklaşımına Geçiş
Geleneksel ihracat kontrolü uyumu (lisanslar, son kullanım sertifikaları vb.) tek başına yeterli olmayacaktır. AB merkezli alıcılar ve finans kuruluşları, giderek daha fazla insan hakları ve çevresel durum tespiti (HREDD) çerçevesine odaklanmaktadır. Bu da Türk savunma şirketleri açısından şu tür yapıların önemini artırmaktadır:
- Yüksek riskli coğrafyalar ve müşteriler için sistematik risk haritalama,
- Sürdürülebilirlik, etik ve uyum konularında net yönetişim sorumlulukları,
- Şikayet ve olay yönetim mekanizmaları,
- Şirketin olumsuz etkileri önlemek, azaltmak ve gerekli olduğunda iş ilişkilerini gözden geçirmek için attığı adımların belgelendirilmesi.
Piyasa Erişimi ve Sermaye Maliyetinin Belirleyicisi Olarak ESG
Savunma faaliyetlerinin AB sürdürülebilir finans çerçevesine belirli koşullar altında dâhil edilebilir olması, savunma yatırımlarının “kabul edilebilirliği” için çıtanın yükseldiği anlamına gelmektedir. Türk savunma şirketleri açısından bu durum şöyle özetlenebilir:
- Güçlü ESG ve durum tespiti performansı sunan şirketlerin, Avrupa’daki kredi kuruluşlarından ve kurumsal yatırımcılardan destek görme olasılığı artacaktır.
- Zayıf durum tespiti ve yetersiz şeffaflık; yalnızca itibar riski değil, aynı zamanda finansman maliyetlerinin artması, AB fonlu programlara ve kalkınma finansmanına erişimin zorlaşması ve Avrupa’daki ana yüklenicilerle uzun vadeli iş birliklerinin kırılganlaşması gibi sonuçlar doğurabilecektir.
Stratejik Fırsat: “Sorumlu” Bir AB Dışı Tedarikçi Olarak Konumlanmak
Yeni düzenlemeler yalnızca risk değil, aynı zamanda fırsat da yaratmaktadır. CSDDD ve sürdürülebilir finans standardına uyum sağlamakta zorlanacak çok sayıda AB dışı savunma ihracatçısı olacaktır. Türkiye’nin savunma şirketleri:
- CSDDD’ye benzer uygulamaları yasal zorunluluk haline gelmeden önce benimseyebilir,
- ESG ve HREDD yaklaşımını yönetişim yapılarına, iç süreçlerine ve raporlamalarına entegre edebilir,
- Risk yönetimi ve azaltıcı önlemleri konusunda şeffaf bir iletişim politikası geliştirebilirse,
Avrupa’daki ana yükleniciler ve kamu alıcıları nezdinde “CSDDD’ye hazır, sorumlu tedarikçi” profiliyle öne çıkma imkânına sahip olacaktır. Bu da sürdürülebilirlik ve durum tespitinin, dış baskıya verilen bir tepki olmaktan ziyade, ihracat rekabet gücünü artıran stratejik bir unsur olarak ele alınmasını gerektirmektedir.
Avrupa Yeşil Mutabakatı Çerçevesi Artık Savunma Sektörüne de Uzanıyor
Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi savunma sektörü özelinde kaleme alınmış bir metin olmasa da savunma faaliyetlerinin finansmanı, yönetimi ve ticareti üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratacaktır. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı rehber dokümanlar, savunma sektörünün sürdürülebilir finans dünyasından tamamen dışlanmadığını; ancak insan hakları, uluslararası insancıl hukuk ve çevresel etkiler bağlamında çok daha sıkı bir incelemeden geçmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin savunma sanayii için mesaj nettir:
- ESG kriterleri ve durum tespiti, giderek pazara girişin teknik şartnamesi hâline gelmektedir; yalnızca iletişim veya itibar yönetimi alanına ait bir konu olmaktan çıkmaktadır.
- CSDDD, sözleşmeler, finansman koşulları ve paydaş beklentileri üzerinden AB dışı tedarikçileri de kapsayan bir “çekim alanı” yaratmaktadır.
- Güvenilir insan hakları ve çevresel durum tespiti sistemlerini erken dönemde kurabilen şirketler hem uzun vadeli ihracat büyümesini hem de sürdürülebilir veya sürdürülebilirlikle bağlantılı finansmana erişimi destekleyen daha avantajlı bir konuma yerleşecektir.
Tüm bu etkiler değerlendirildiğinde, Avrupa’ya savunma ihracatının geleceği yalnızca menzil, taşıma kapasitesi ve birim maliyet gibi teknik ve ticari kriterlerle değil, değer zincirinin hukuki, çevresel ve etik açıdan ne ölçüde “temiz” olduğu ile belirlenecektir.
[1] Commission Notice on the application of the EU sustainable finance framework and the Corporate Sustainability Due Diligence Directive to the defence sector

SBTi Kurumsal Net-Sıfır Standardı V2.0 Taslağı Temel Güncellemeler

Şirketler İçin Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Ne İfade Eder?

Kurumsal Direnç ve Rekabet Gücü İçin Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Yaklaşımları

Dijital Çağda Sürdürülebilirlik Raporlaması ve Veri Yönetimi

Sürdürülebilir Gelecek İçin Karbon Ayak İzi Azaltımı ve Raporlama Standartları

CDP Raporlaması ile Şirketler İçin Stratejik Avantajlar, Emisyon Azaltımı ve Yeni Standartlar

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetimi ile Yeşil Dönüşüm, Dijitalleşme ve ESG Performansının Gücü

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Nedir?

Sürdürülebilirlik Raporlamasının Stratejik Rolü

CDP Raporunuzu Güçlü Bir İletişim Aracına Nasıl Dönüştürürsünüz?

Karbon Ayak İzi Yönetiminin Şirketinize Sağlayacağı 7 Temel Stratejik Avantaj

Kurumsal Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Şirketinizin Geleceği İçin Neden Önemli?

Sürdürülebilirlik Danışmanlığı Kurumlar İçin Stratejik Yatırım mı, Maliyet mi?

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Moda Sektörünün Geleceğini Nasıl Şekillendiriyor?

Kurumsal Dayanıklılık ve Risk Yönetiminde CDP’nin Rolü

Karbon Ayak İzi Hesaplama ile İklim Stratejinizi Güçlendirin

Endüstride Aşırı Su Kullanımı Şirketlerin Sürdürülebilirlik Raporlarını Nasıl Etkiliyor?

Bilimsel SBTi ve Karbon Ayak İzi Hesaplaması Neden Birlikte Ele Alınmalı?

Savunma ve Havacılık Sanayinde Yeşil Dönüşüm

Sürdürülebilirlik Raporlaması Şirketlere Nasıl Rekabet Avantajı Sağlar?
